(Makalenin tamamını okumak için tıklayın)
Ali İnal tarafından
Özellikle açık deniz petrol ve gaz operasyonları gibi kritik altyapılar, giderek artan siber saldırıların doğrudan hedefi haline geliyor. Yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri’nde her gün 200 bini aşkın siber saldırının gerçekleştiği tahmin ediliyor. Bu da bölgedeki enerji altyapılarının ne denli yoğun bir tehdit baskısı altında olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Öne Çıkan Noktalar
Birleşik Arap Emirlikleri’nde her gün 200 binden fazla siber saldırı, enerji ve diğer kritik sektörleri doğrudan hedef alıyor. Fidye yazılımları, operasyonların durmasına ve milyonlarca dolarlık finansal kayıplara yol açarak siber riskin artık operasyonel bir tehdit haline geldiğini gösteriyor.
Açık deniz operasyonlarında bilgi teknolojileri (IT) ile operasyonel teknolojilerin (OT) birleşmesi, verimlilik artışı sağlarken aynı zamanda ileri seviye koruma gerektiren yeni saldırı yüzeyleri yaratıyor. Bu entegrasyon, geleneksel güvenlik yaklaşımlarının ötesinde bir savunma anlayışını zorunlu kılıyor.
IEC 62443 ve NIST gibi uluslararası standartlar güçlü savunma sistemleri kurmak ve siber olaylara hızlı, koordineli yanıt verebilmek için temel bir çerçeve sunuyor.
Yapay zekanın hem saldırı hem de savunma süreçlerindeki rolü hızla büyüyor. Bu yeni dengede kurumlar için kesintisiz izleme, esnek güvenlik stratejileri ve anlık reaksiyon yetkinliği zorunluluk haline geliyor.

Offshore ve endüstriyel operasyonlarda IT ve OT sistemlerinin birleşmesiyle, Orta Doğu bölgesinde siber riskler hızla artıyor
Yükselen Gökdelenler, Artan Riskler
Burj Khalifa, mühendislik alanında küresel bir hırsın simgesi. Orta Doğu genelinde bu hırs, yeni mega projelerle her geçen gün daha da büyüyor. Suudi Arabistan’daki Jeddah Tower’dan BAE’nin yeni simgesi olmaya hazırlanan Burj Azizi’ye kadar yükselen yapılar, bölgenin yenilikçi karakterini yansıtıyor: daha cesur, daha iddialı ve daha yüksek hedefler…
Bu mühendislik yarışı, Körfez ekonomilerini ayakta tutan altyapıyı da hızla dönüştürüyor. Petrol ve gaz sahalarından deniz altı boru hatlarına, yüzer üretim ünitelerinden terminallere kadar uzanan kritik altyapı ağı, hem üretimin hem de küresel taşımacılığın bel kemiğini oluşturuyor.
Ancak enerji arzını sağlayan bu sistemler, aynı zamanda siber saldırganların en cazip hedefleri arasında yer alıyor. Çünkü bölgesel büyümenin kalbinde bulunan bu operasyonlar, aynı zamanda en hassas kırılma noktalarını barındırıyor.
BAE yönetimi bu gerçeğin farkında. Siber güvenlik artık ulusal gündemin üst sıralarında yer alıyor. Stratejik endüstrileri korumaya yönelik yapılan yatırımlar sayesinde ülke, kritik altyapı güvenliği konusunda bölgesel bir lider konumuna yükseldi. Önümüzdeki dönemde bu liderliğin, endüstri genelinde daha derin ve sistematik bir dönüşüme öncülük etmesi bekleniyor.
Tehditlerin Ufku Genişliyor
Kritik altyapılara yönelik siber tehditler, hem teknik derinlik hem de süreklilik açısından hızla evriliyor. Artık saldırganlar - bireysel hacker’lar ya da organize siber suç grupları - sistem açıklarını tespit etmek ve istismar etmek için her zamankinden daha yenilikçi ve hedef odaklı yöntemler kullanıyor.
Yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri’nde Siber Güvenlik Konseyi verilerine göre her gün 200.000’den fazla siber saldırı gerçekleşiyor. Bu saldırıların önemli bir bölümü doğrudan enerji sektörünü hedef alıyor. Fidye yazılımları ise bu tehdidin en yaygın biçimi haline gelmiş durumda: 2023-2024 döneminde yaşanan olayların yarısından fazlası bu tür saldırılardan kaynaklandı ve kullanılan teknikler giderek daha sofistike hale geliyor.
Ağustos 2024’te yaşanan Halliburton vakası, modern fidye yazılımlarının ulaştığı yıkıcı kapasiteyi açık biçimde ortaya koydu. RansomHub adlı grup, dünyanın en büyük ikinci petrol sahası hizmetleri şirketine yönelik kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Dubai merkezli operasyonları da etkileyen bu saldırı, öncelikle IT sistemlerini hedef aldı; ancak IT ve OT ağları arasındaki bağlantılar nedeniyle etkiler açık deniz operasyonlarına kadar uzandı. Sistem durmaları, müşteri bağlantılarının kesilmesi ve yaklaşık 35 milyon dolarlık maddi kayıp, bir siber olayın ne kadar hızlı şekilde operasyonel bir krize dönüşebileceğini gösterdi.
Siber Güvenlik Konseyi verilerine göre 2024 yılında BAE’de fidye yazılımı saldırıları %32 oranında arttı. Bu artış, en güçlü görünen altyapıların bile sarsılabileceğini ve siber güvenliğin artık yalnızca teknik bir mesele değil, stratejik bir dayanıklılık konusu olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
Sistemler Büyüdükçe, Rüzgar Sertleşiyor
Nasıl ki gökdelenler yükseldikçe rüzgârın etkisine daha fazla maruz kalırsa, dijital sistemler de büyüdükçe daha geniş bir saldırı yüzeyine sahip oluyor. IT ve OT sistemlerinin birleşimi, operasyonel verimlilik açısından büyük avantajlar sunsa da aynı zamanda yeni ve daha karmaşık zafiyetler yaratıyor.
Bugün bir IT sisteminde yaşanan küçük bir ihlal, çok kısa sürede üretim platformlarına, yüzer ünitelerine ya da deniz altı altyapılarına kadar sıçrayabiliyor. Bir zamanlar birbirinden tamamen ayrı olan ağlar, artık tek bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı.
Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IoT) ise bu riski daha da derinleştiriyor. Saldırganlar çoğu zaman önce IT katmanına sızıyor, ardından yüksek riskli OT ağlarına ilerleyerek uzaktan izleme ve kontrol sistemlerine erişiyor. Böylece dijital bir ihlal, fiziksel operasyonları etkileyen bir krize dönüşebiliyor.
Bugün siber savunma yalnızca tepki vermekle sınırlı olamaz, öngörmek ve önceden harekete geçmek zorunda. Etkili bir koruma yaklaşımı, anormallikleri erken aşamada fark etmeyi, sızma girişimlerini gerçekleşmeden tahmin etmeyi ve saldırılar kritik sistemlere ulaşmadan önce müdahale edebilmeyi gerektiriyor. Bu, güvenliği reaktif bir refleks olmaktan çıkarıp proaktif bir yetkinliğe dönüştürüyor.
Bu noktada IEC 62443, NIS2 ve NIST siber güvenlik standartları önemli bir rol oynuyor. Bu çerçeveler IT ve OT güvenliğini bütünleştiren, riskleri sistematik biçimde öngörmeye imkân tanıyan ve hızlı, koordineli müdahaleyi mümkün kılan uluslararası referans sistemleridir.
Yapay zekanın hem saldırı hem de savunma tarafında hızla yaygınlaşması, siber güvenlik dengelerini temelden değiştiriyor. Fidye yazılımı grupları yapay zekâyı sistem açıklarını haritalamak, hedefli saldırılar planlamak ve yüksek hassasiyetli sızmalar gerçekleştirmek için kullanırken; enerji sektöründeki kuruluşların kendi yapay zeka sistemleri de farkında olunmadan yeni güvenlik açıkları yaratabiliyor. Bu durum, güvenlik stratejilerinin de aynı hızla evrilmesini zorunlu kılıyor.
Kule yükseldikçe, görmezden gelinen her çatlak düşüşü daha yıkıcı kılar.
Yukarıdan Görünen Gerçekler
Burj Khalifa’nın tepesinden bakıldığında manzara gerçekten etkileyici. Ancak henüz bu zirveye alışmadan, bir sonraki gökdelenin planları çoktan çizim masasında yerini alır. Siber güvenlikte de tablo farklı değil; yeni saldırı yöntemleri, daha biz savunmayı tamamlamadan her gün geliştiriliyor.
Artık mesele “saldırı olacak mı?” değil, “biz buna hazır mıyız?” sorusudur. Gözden kaçan her sistem, ihmal edilen her küçük açık, saldırganlar için yeni bir giriş noktası haline gelebilir.
Bu nedenle liderlerin, yalnızca savunma hatlarını güçlendirmekle yetinmeyip güvenli altyapının geleceğini de bugünden şekillendirmesi gerekiyor. Orta Doğu’nun inovasyon hızı benzersiz; ancak bu hızla birlikte dayanıklılığın da aynı ölçüde artması şart. Aksi halde yükselen her yapı, beraberinde daha büyük bir risk gölgesi taşır.