(Orijinal TechRound makalesini bu bağlantıdan okuyabilirsiniz)
Remi Ramcharan
Satış, İş Geliştirme & PAzarlamadan sorumlu Başkan Yardımcısı, Senkron Digital
“Bunu yapay zeka ile mi yapmalıyız?”, “Yapay zeka bunu çözer, değil mi?”, “Bunu yapay zekaya mı bırakalım?”
Enerji ve kritik endüstri sektörlerinde neredeyse her hafta bu tür sorular duyuyorum.
Bu sorular genellikle yapay zekaya duyulan gerçek bir heyecanla soruluyor, ancak aynı zamanda bu teknolojinin hala sıkça yanlış anlaşıldığını da ortaya koyuyor. Yapay zekanın bir sihirli değnek gibi, her probleme uyan, tak çalıştır bir çözüm olarak görülmeye devam ettiğini gösteriyor.
Bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum. Yapay zekanın bu kadar hızlı gelişmesi düşünüldüğünde bu algı anlaşılabilir. Ancak gerçek şu ki, yapay zekanın etkili olabilmesi için ilgili sistemlerin merkezine entegre edilmesi ve bilinçli bir şekilde yönetilmesi gerekiyor.
2026’ya yaklaşırken bu ayrım her zamankinden daha da kritik hale geliyor. Küresel ölçekte geçerli olmakla birlikte, özellikle Orta Doğu’da çok daha belirgin hissedileceğini düşünüyorum. Yapay zeka ve gelişen teknolojiler, Körfez genelinde ekonomilerin bel kemiğini oluşturan kritik endüstrilerin artan küresel talebi karşılamasında temel rol oynayacak. Daha akıllı şebekelerden öngörücü bakıma, petrol ve gazda optimize edilmiş üretime kadar pek çok alanda dönüşüm yaşanacak.
Yapay zekanın kalıcı olduğu artık tartışma konusu değil. Asıl zorluk, onu tekil süreçleri düzeltmek ya da optimize etmek için kullanılan hızlı bir araç olmaktan çıkarıp, operasyonların içine güvenle entegre edilmiş ve etkin şekilde yönetilen bir yetkinlik haline getirmek.
Bu güven, operasyonel hazırlık ve yönetişim son derece kritik. Çünkü yapay zeka ve yeni teknolojiler büyük fırsatlar yaratırken aynı zamanda saldırı yüzeyini de ciddi biçimde genişletiyor. Her yeni bağlantı, veri akışı ve otomatik karar mekanizması kötü niyetli aktörler için yeni giriş noktaları oluşturuyor. Sadece Birleşik Arap Emirlikleri’nin günde yaklaşık 200 bin siber saldırıyla karşı karşıya kaldığını düşündüğümüzde, riskin boyutu netleşiyor.
Buradaki ironinin farkındayım: En büyük ilerleme potansiyeline sahip teknolojiler aynı zamanda en büyük maruziyeti de beraberinde getiriyor. Bu nedenle Orta Doğu’da inovasyon ile siber dayanıklılık birlikte büyümek zorunda kalıyor. Dayanıklılık olmadan inovasyon kırılgandır; inovasyon olmadan dayanıklılık ise şirketleri rekabetin gerisinde bırakır.
Bu yüzden bana göre 2026, siber dayanıklılığın liderliğin yeni temel yetkinliği haline geldiği yıl olacak. Uzun yıllar boyunca enerji ve kritik endüstrilerde liderlik başarısı; süreklilik, verimlilik, karlılık ve güvenlik ile ölçüldü. Bunların hepsi hala çok önemli. Ancak artık siber dayanıklılık, tüm bu göstergelerin sürdürülebilirliğini sağlayan ana unsur konumunda.
Özellikle Orta Doğu’nun küresel enerji ve ham madde tedariğindeki rolü düşünüldüğünde, yaşanan kesintiler yalnızca veri kaybı anlamına gelmiyor; aynı zamanda üretimi durdurabiliyor, tedarik zincirlerini sekteye uğratabiliyor ve toplumların her gün güvendiği temel kaynakları etkileyebiliyor.
Bu nedenle yapay zekanın operasyonel ortamlara nasıl entegre edildiği, nasıl yönetildiği ve ne ölçüde güvenildiği kritik önem taşıyor. Aksi halde yapay zekanın hızı ve zekası riski azaltmak yerine büyütebilir.
Yapay zekayı doğru entegre etmeyle başlayalım. Modern enerji ve endüstriyel operasyonları insan vücuduna benzetmek faydalı bir yaklaşım olabilir: son derece karmaşık, sürekli değişen ve hassas dengeler üzerinde çalışan bir yapı.
Bugünün IT ve OT sistemleri birbirine bağlı organlar gibi işliyor; her biri farklı bir role sahip ama birbirine bağımlı.
Bu benzetmede yapay zeka, bir sorun çıktığında açılan bir röntgen cihazı ya da EKG gibi düşünülmemeli. Daha çok sinir sistemi gibi çalışmalı; sürekli algılayan, öğrenen ve insan yargısıyla yönlendirilen bir yapı olmalı.
Yapay zekanın bu şekilde etkili olduğu noktada, siber güvenlik de aynı bütünleşik yaklaşımla ele alınmalı. Silo halinde çalışan güvenlik çözümleri yerine, yapay zekanın ürettiği operasyonel zekayı ve genişleyen saldırı yüzeyini kapsayan entegre bir koruma yapısı gereklidir.
Örneğin OT’yi IT’nin basit bir uzantısı gibi ele almak dayanıklılığı zedeleyen en hızlı yaklaşımlardan biridir. IT sistemleri gizlilik ve veri bütünlüğünü önceliklendirirken, OT sistemleri süreklilik ve emniyeti önceliklendirir.
Bu fark gözetilmeden eğitilen yapay zeka modelleri riski yanlış yorumlayabilir, gereksiz alarmlar üretebilir ya da daha kötüsü, sahada güvenli şekilde uygulanamayacak aksiyonlar önerebilir. Bu yüzden IEC 62443, NIST ve bölgesel regülasyonlar gibi çerçeveler büyük önem taşır; yapay zekaya operasyonların dilini öğretir.
Burada güven belirleyici unsur haline gelir. Operatörler, özellikle yüksek riskli kararların söz konusu olduğu ortamlarda, kara kutu sistemlere kolay kolay güvenmez.
Bir riskin neden işaretlendiğini veya bir önerinin nasıl üretildiğini açıklayamayan yapay zeka sistemleri, en kritik anlarda devre dışı bırakılma riski taşır. Açıklanabilirlik operasyonel kullanım için şarttır. Çünkü insanlar anladıklarına güvenir ve güvendiklerini kullanır.
Son unsur ise yönetişim ve hazırlık seviyesidir ve çoğu zaman hafife alındığını görüyorum. Bir kurumun ilk ciddi siber dayanıklılık testi gerçek bir saldırı sırasında oluyorsa, artık müdahale etmek için çok geç olabilir.
Gerçek dayanıklılık, gerçekçi siber senaryolarla yapılan operasyonel tatbikatlarla inşa edilir. Bu çalışmalar; entegrasyon boşluklarını, belirsiz karar zincirlerini ve dijital içgörüler ile insan aksiyonları arasındaki gecikmeleri ortaya çıkarır.
Yapay zeka zafiyet noktaları yaratabilir, ancak doğru kullanıldığında bu noktaları güçlendirebilir de. Bunun için yapay zekanın yaşayan, test edilen ve operasyonun doğal bir parçası olarak ele alınması gerekir; sonradan eklenmiş bir katman olarak değil.
Tüm bunları bir araya koyduğumuzda şunu net biçimde görüyorum: Enerji ve endüstriyel altyapılarda en başarılı liderler, yapay zeka ve siber güvenliği üretkenliği, karlılığı ve güvenliği koruyan bir operasyonel disiplin olarak içselleştirenler olacak. Yönetilen, güvenilen ve baskı altında test edilen bir yapı olarak.
Olumlu olan şu ki Orta Doğu’daki iş liderlerinin neredeyse yarısı bu yıl risk duruşlarını güçlendirmeyi ve bir siber yol haritası izlemeyi öncelikli yatırım alanı olarak belirledi.
Bu sorumluluğu sahiplenenler, kaygıyı dayanıklılığa dönüştürecek. Aksi halde zeka riski azaltmaz; onu hızlandırır.